Bize haset duvarları örmek değil, barış köprüleri kurmak yaraşır

Günümüzde; insanlar, maddi bakımdan belli bir geçim standardına sahip olmalarına rağmen; bünyelerinde izahedemedikleri, fakat hissetikleri bedensel, ruhsel ve sosyal bazı rahatsızlıkların varlığından şikayet etmektedirler. Bu rahatsızlıkların son zamanlarda önemli oranda artış gösterdiğini yapılan araştırmalardan ve istatistiklerden öğreniyoruz.

Bugün, kitaplara konu olan, gazete sutunlarını dolduran, televizyon programlarında çokça tartışılan, bu rahatsızlığa, uzmanlar stres veya depresyon teşhisi koyuyorlar.

Nasıl ki; vücudun kan değerlerindeki düşüklük, mineral oranlarındaki eksiklik, baş dönmesi, tansiyon yükselmesi, kemik erimesi ve kas gevşemesi gibi rahatsızlıklara sebep oluyorsa; insan hayatındaki ruhsal ve sosyal değer eksikliğide; dengesizliklere, depresyona, panik ataklara ve bunalımlara sebep olduğunu söylüyor pisikoloklar.

Tabi ki; bu, eksikliği hissedilen değerler, eczanede bulunan, bakaldan alınan, teraziyle tartılıp, metreyle ölçülen cinsden değerler değildir. Bunlara genel olarak; manevî, sosyal ve kültürel değerler diyoruz.

Bu değerlerin, ana kaynağı ve ortak paydası, sevgidir.
Sevgi ile aile olunur.
Sevgi ile dostluk kurulur.
Sevgi ile toplum ayakta durur.
İslam dini de; eğitim, terbiye ve tedavide, sevgiyi esas alır ve bizden de, imanımızı sevgi ile sağlama almamızı ister.

Bu konuyla ilgili olarak Peygamberimiz(s.a.v.) bir hadislerinde, “İman etmedikçe; cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de; gerçek imana eremzsiniz.” buyuruyor.

Birbirlerini seven anne-babanın çocukları mutludur.
Seven doktorun tedavisi etkili, reçetesi şifalıdır.
Seven öğretmenin, öğrencisi başarılıdır.
Seven mühendisin, inşa ettiği bina, üç-dört şiddetindeki bir depremde yıkılıp, yok olmaz. Yaptığı yol, kolay kolay, deforme olup, çökmez.

İnsanı sevmeden onunla dostluk kuramazsınız, ona hizmet edemezsiniz. Nefretle kazanılan bir insan, bir kitle yoktur.

Birinci kuşak dediğimiz; orta ve ileri yaş gurubuna mensup kesimin; zaman, zaman 30-35 yıl öncelerine hasret duyduklarına, o günlerden, özlemle bahsettiklerine şahit oluyoruz. c Cok zaman o günlerin samimiyetini, dostluklarını, arkadaşlıklarını, yakınlaşma ve yardımlaşmalarını unutamadıklarını söylüyorlar.

Herhalde eskisi gibi; sevgiye, hoşgörüye, tebessüm dolu selamlara, sıcacık merhabalara ihtiyacımız var. Daha yakın olmayı, hal-hatır sormayı, sohbet etmeyi, dert bölmeyi özlüyoruz.
Belkide; yeni söylemlere, yeni eylemere ihtiyacımız var. Artık; “O varsa, ben yokum;
Küçük olsun benim olsun;
Az olsun bana kalsın;
O, onların yapacağı iş değil” gibi düşünce ve bahanelerden vazgeçerek; “Bana da lazım; bizde varız; beraber olalım; sağlam duralım; el ele, omuz omuza verelim; işi kolay kılalım” demenin zamanıdır düşüncesindeyiz.

Bize haset duvarları örmek değil, barış köprüleri kurmak yaraşır.
Sevgi olmadan, hoşgörülü olamayız, başkalarına hak verme olgunluğuna eremeyiz.
Bir maneviyat adamı, “Cehennem insan yüreğinde sevginin bittiği yerdir” diyor.

Yunusumuz da, “Hak’kı gerçek sevenlere cümle alem kardeş gelür” buyuruyor.
Insanları sevmek ve insanlar için sevinmek, zor elde edilen bir meziyet ve insanın cennetlik olmasını sağlayan bir fazilettir.

Peygamberimizin (s.a.v.) sahabelerinden birisi anlatıyor:
“Bir gün ikindi namazı öncesi Peygamberimizle birlikte mescidin önünde idik, Peygamberimiz, “Az sonra yanımıza cennetlik birisi gelecek” buyurdular, hepimiz meraklandık, acaba bu kim ola dedik, biraz sonra, hepimizin tanıdığı fakir sahabelerden mütevazi birisi geldi.
Acaba onu cennetlik edecek meziyeti nedir ki?, diyerek namaza girdik ve namazdan sonra evlerimize dağıldık. Bir-iki gün sonra Peygamberimiz yine ayni şekilde, “Biraz sonra yanımıza cennetlik birisi gelecek” dedi ve gelen gene ayni sahabe oldu. Ben iyice meraklanmıştım; onun o meziyetini, varsa özel ibadet ve dua şeklini öğrenmek istedim.
Kendimce bir mazeret uydurarak, kendisine misafir olmak istediğimi söyledim, o da “Tabi ki, canla başla, benim mütevazi imkanlarıma razı olursan, başımın üzerinde yerin var” dedi. Akşam oldu, yemeği yiğip namazları kıldıktan sonra, ben bana gösterilen yatağa uzandım. Fakat onun özel ibadet edişini görmeden uyumak niyetinde değildim. Ama benden sonra ev sahibi de hemen yatağa girdi ve uyudu. Ben kendi kendime, “Herhalde gecenin bir vaktinde kalkıp ibadetini yapacak” dedim ve sabaha kadar hiç uyumadım. Sabah namazı vakti ikimizde kalkıp namazlarımızı kıldık ve o gün öyle geçti.
Ben yine kendi kendime, “Her halde bu gece, özel ibadet veya dua günü değildi” dedim ve ertesi geceyi de aynı şekilde, aynı rikkat ve dikkatle uyanık geçirdim. Fakat ev sahibinden, benden farklı, farz olan namazlar dışında özel bir ibadet, zikir veya dua görmedim. Ve dayanamayıp niyetimi söyledim;
“Bire kardeşim! Benim sana misafir olmamın özel bir maksadı vardı. Fakat ben bu sırra eremedim” dedim. O da “Canım kardeşim, ben senin maksadını bilmiyorum, ama benim bu gördüğün halimin ve yaşantımın dışında bir sırrım ve gizli yanım yoktur” dedi. Ben ısrar ettim, Peygamberimiz senin cennetlik olduğunu söyledi, bunun hikmetini öğrenmek istiyorum dedim. O “Benim bu müjdeyi hak edecek bir ibadet şeklim, bir özel dua ve niyazım yok, ama ben fakir bir insanım, bir karış toprağım, bir dikili ağıcım olmadığı halde; yağmur yağdığı zaman, sanki o yağmurların hepsi benim bahçeme yağıyormuş gibi, bahçe sahibi komşuralım adına, en az onlar kadar sevinirim. Kuraklık olduğu zamanda
sanki benim bahçem kuruyormuş gibi; eyvah bu sene mahsulleri olmayacak diye, onlar adına, onlar kadar üzülürüm” deyince, ben heycanla ve göz yaşıyla;
“işte seni kurtaran, seni cennetlik kılan amel bu” deyip boynuna sarıldım.

Selam ve saygılarimla

Prof. Nebi Uysal

Not: Bu yazi özel izin ile yayinlanmaktadir. Herhangi bir sekilde kopyalanamaz, cogaltilamaz.


Bunlarda ilgini çekebilir:

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
Loading ... Loading ...

1 Yorum “Bize haset duvarları örmek değil, barış köprüleri kurmak yaraşır”

  • 1
    Leyla

    merhaba ben azerbaycandan yaziyorum benim annem cok yumusak kalpli ve ayni zamandada cok inatci 44 yasinda yillar evvel abimle ben cocukken annem cok sikintilar zorluklar yasadi abim 2 yasindan hastaliga yakalandi 20 yil sonra iylesmeye dogru gidiyor biz kucukken babam bizi birakip gitti babannem anneme isgenceler verdi bizi evden kovdu annemin babasi bizi sokakta birakti annem bunlara dayanamadi kriz gecirdi 7 ay yatak hastasi oldu hem pisikoloji hem kalbinden aradan yillar gecdi yine zorluklar yasadik ama cok sukur eskisinden daha iyidik ve hayatimiz duzene giriyordu ama annemle sorunlar yasamaya baslamisdik annem herkesten kaciyordu bana zehir verecekler beni oldurecekler benim ustume zehir attilar bazen bizden bile suhpe ediyordu abim evlendi annem onu istemiyorum dedi ben evlendim annem onuda istemiyorum dedi annem abimi esinden dolayi evden atti benide esimden ayrilayim diye yapmadigini birakmadi kendisini oldurmeye kalkti polise sikayet etti en sonundada kendisini yakti simdide ne beni ne abimi istemiyor kim ne dese olmuyor kimseyei dinlemiyor ben azeriyim turkce bildiyim kadarini yazdim sizin sitenizi gorunce yardim bana yol gosterin yardim edin annemden dolayi esimle aram iyi deyil artik ayrilmak derecesine geliyoruz

Yorum Yazınız

3.250 Okuma